Sorularla arınız nasıldır bilemem, ama ben konuşmaya başladığım gün soru sormaya başladım her halde 🙂
Bunun sorumlusu da İsmail dedemdir. Bana soru sormayı öğretti, teşvik etti, hatta kışkırttı 🙂
Altı yaşıma kadar ona sorduğum sonu gelmeyen sorularımla bunaldığını görmedim. Ama anneannemin ara sıra of, puf ettiği oldu. ”Kime benzemiş bu kız ya, sürekli soru soruyor” diye söylendiğinde ona aldırdığımı pek sanmıyorum. Hatta onu dedeme şikayet etmiş bile olabilirim:)
Dünyayı ve dünyaya dair her şeyi kocaman bir araştırma merkezi gibi görmeye başlamamın temelini daha iki yaşımda atmış olabilirim…
Dedem beni o kadar çok şımarttı, sorduğum her soruya o kadar ciddi cevaplar verdi ki, soru sormak, sorgulamak, incelemek ve anlamaya çalışmak kişiliğimin ve hayat felsefemin doğal bir parçası oldu.
Altı yaşıma kadar köyde anneannemle ve dedemle yaşadığım için etrafımda merak edecek çok şey vardı benim için. Ağaçlar, yapraklar, böcekler, çiçekler, karıncalar, inekler, atlar, kuzular, koyunlar, Bulutlar, Güneş, Rüzgar ve Yağmur araştırma merkezimin konuklarıydı. Onlarla ilgili sorulacak çok soru ve öğrenilecek çok şey vardı…
Okumayı öğrendiğimde, okuduğum kitapların yazarlarına soru sormaya başladım. Zihnimde sorduğum bu soruların cevaplarını, satır aralarında bulmaya çalıştım. Çünkü artık dedemle yaşamıyordum ve sorularıma cevap verebilecek kimse yoktu etrafımda. Herkes çok meşguldü kendi hayatındaki sorumluluklarıyla.
Dedemden sonra lisedeki Edebiyat öğretmenim, soru sorma sevdamı kışkırtma görevini üstlendi…
Utangaç ve çekingen bir öğrenciydim. Birgün ders sırasında öğretmenim, ”Mona Lisa gibi bakıp durma bana ve içinden konuşma. Bana soru sor”, diye fırça atınca, içimdeki soru yağmuru tekrar akmaya başladı. Onun sayesinde ben ve birçok sınıf arkadaşım gördüğümüz, okuduğumuz, düşündüğümüz ve hayal ettiğimiz her şeyi ameliyat edercesine didiklemeyi ve her şeyi sorgulamayı öğrendik. Bunu o kadar çok sevdik ki, fırsat verilseydi hep beraber, ”Soru sorma Sanatı’ kitabını yazardık her halde 🙂
Soru sorma sanatı deyince…
Bazı sorular bizi de, başkalarını da incitebilir. Hatta köşeye bile sıkıştırabilir. Çünkü bazı gerçeklerle yüzleşmek ve kabullenmek herkes için zordur. Ama her şeye rağmen yüzleşmek ve soru sormaya devam etmek gerekiyor. Çünkü sordukça, soruları değiştirdikçe, sorularla düşünmeye devam ettikçe insanın birçok sorunu daha kolay çözülüp, hayat akışı değişebiliyor.
Tıpkı insanlık tarihinin akışını değiştirdiği gibi. Bugün hayatımızın bir parçası olan bir çok şeyin icadı sadece bir soruyla başlamış çünkü…
Ben iki, üç sene öncesine kadar en çok ve en sık kurduğum cümle, ”Bir şey sorabilir miyim” olduğunu farkında değildim. Yeğenim sayesinde öğrendim…
Bir gün dört yaşındaki oğlu, Aras bey nefes almadan bana, ”Teyze bir şey sorabilir miyim” diye tekrarlayarak, bana o kadar çok soru sordu ki bunaldığımı ve sabrımın tükenmek üzere olduğunu fark ettim.
Ona gülerek, ”Aras, sürekli teyze bir şey sorabilir miyim, teyze bir şey sorabilir miyim diyorsun ya. Ben yoruldum, biraz dinlenelim. Kimden öğrendin sen bu soruyu söyle bakalım” diyerek onu gıdıklamaya başladım ki biraz sussun.
Yeğenim bana dönüp, ”Senden öğrendi bu cümleyi. Bizi de bunaltıyor” deyince önce bozuldum. ”Ne alakası var ya”, deyip sustum. Arasa’a kötü örnek olmuş veya yanlış bir şey öğretmişim hissine kapılarak, bir süre o cümleyi kurmamaya çalıştım. Ama sonra eski halime döndüm 🙂
Yeğenimin sayesinde otomatik olarak o cümleyi çok sık kullandığımı fark ettikten sonra, daha çok kendime soru sormaya özen göstermeye başladım. Ne kadar başarılı olduğumu etrafımdakiler daha iyi bilir :):)
Ama soru sormak, sorularla düşünmek, sorularla anlamaya çalışmak ve çözüm aramak benim için nefes almak gibi bir şey. Her halde DNA’ ma birileri tarafından Einstein’in, ”Her şeyi sorgula” cümlesi kodlanmış ve o programın dışına çıkmaya gönüllü değilim 🙂
Ayrıca soru sormakla kimseye zarar verilmez. Bazı sorular sıkıştırır, acıtır, düşündürür. Bazı sorular merak uyandırır, ilham verir, öğretir. İyi sonuçlar, iyi sorularla başlar ve her soru değişimin yolunu açar.

O yeğen benim 🙂 Soru sormak, merak etmek, sorgulamak… bir şeylerinden nedenini, varoluşunu, nasıl olduğunu veya nasıl yapıldığını anamak ve öğrenmek için vazgeçilmezdir. Oğlum Aras da büyürken etranında gördüğü ve dünyada keşfettiği her şeyi sormaya başladıkça ve öğrenme merakı arttıkça, bu soruları ailemizde herkese yöneltmeye başladı. Bu kişilerden biri de onunla çok güzel vakit geçiren teyzem Meliha Doğu 🙂 ‘dur. Birlikte geçirdikleri vakitlerde Aras onunla şımarmayı, oynamayı, eğlenmeyi ve bitmek bilmeyen sorularını sormayı çok sever. Ve bu anlardan ona yerleşen en önemli kelimelerden biri de “Bir şey sorabilir miyim?”dir. Çok tatlıdır ve soracağı bir çok soru öncesinde bir şey sorabilir miyim? der 🙂 Hatta biz bazen oğlum her seferinde bunu diyene kadar direk soruyu sor, izin almana gerek yok demişizdir 🙂 Aras, büyüme sürecinde gördüğü, karşılaştığı her şeyin yanıtını aramak, öğrenmek ve anlamak için sorular sormaya devam ediyor. Teyzesi ve biz de elimizden geldiğince ona en iyi ve en doğru şekilde yanıtlar vermeye, onun hayal gücünü desteklemeye çalışıyoruz 🙂 Çok güzel bir yazı, tebessüm ederek ve içim ısınarak okudum, kalemine sağlık teyzem. Seni çok seviyorum 🙂
Güzel yorum için teşekkürler! Hayat bir döngüdür. Hepimiz birbirimizden etkileniyoruz be birbirimizden bir şeyler öğreniyoruz. Soru sormak ve öğrenmek son nefese kadar yapılabilen bir yolculuktur. Aras’ın bu yolculuğa erkenden çıkması ve bundan keyif alması beni çok mutlu ediyor:)