Ben bu kitabın başlığını sevdiğim için almaya karar verdim. Sanki bana, ”Beni al, kendinden bir şeyler bulacaksın” diye fısıldadı 🙂
Çünkü ben de kendimi bildim bileli her şeyin bir hikayesi olduğuna inanırım ve her şeyin hikayesini merak ederim. O hikayeleri bazen değiştiririm, güzelleştiririm, bazen de tamamen uydururum…
Ben daha okumayı öğrenmeden ve yazmaya başlamadan insan manzaraları biriktirmeye başladım ve etrafımdaki her şey hakkında hikayeler uydurdum- Güneş, bulut, çiçek, böcek, kuş…
Altı yaşıma kadar anneannemle ve dedemle, köyde büyüdüğüm için buna çok zamanım ve fırsatım oldu.
İlk önce yalnızlığımı unutmak ve içimdeki boşluğu doldurmak için her şeyi ve herkesi gözlemlemeye, onlarla ilgili içimde sorular sormaya, hikayeler uydurmaya başladım. Sonra da bu çok sevdiğim alışkanlığım, hatta varlığımın bir parçası oldu. Bu yaşıma kadar biriktirdiğim o kadar çok insan manzaralarım var ki, yaz yaz bitmez 🙂
O yüzden bu kitabı okurken çok keyif aldım. Sally Page’nin dilini sevdim. Yazıların ritmini sevdim.
Su gibi akan bir hikaye olmakla birlikte, arada bir okuru durdurup, ”Bak, bu sana tanıdık geldi mi? Sen de böyle davranmıyor musun? Dur. Nefes al. Seslerin arkasındaki sesleri ve sessizliğini daha iyi dinle…” şeklinde dürtükleyen, düşündüren, gülümseten, zaman zaman hüzünlendiren bir hikaye.
Janice karakterini çok sevdim ve onunla birlikte anlattığı hikayeleri yaşadım, sorduğu soruların cevaplarını aradım.
Hadi şimdi, siz de Janice’nin sorduğu bir soruyu kendinize sorun ve biraz düşünün: ”İnsanların hikayelerini ailelerindeki rolleri mi belirler?” Eğer öyleyse sizin ailenizdeki rölünüz ne?
İnanın bana, eğer bir kalem alıp, bu sorunun cevabını yazmaya başlarsanız kelimeler kendiliğinden akmaya başlayacak ve zaman duracak…
Kendinizi boş bir evin içinde bulabilirsiniz ve eğer isterseniz, ”o evin kendine has bir sesi olduğunu fark edersiniz. Yazarın da dediği gibi, ”Yalnızca içinde yaşayanların eksikliğini hissetmezsiniz; o evin bir şekilde kabuğuna çekilmiş, ya da başka bir yere gitmiş olduğunu” düşünürsünüz.
Hadi size bir soru daha: ”Evler nefes alır mı? Duvarlar yorulup, ağlar mı? Susun artık, sizden yoruldum” diye bağırır mı?
Peki sizce, evler içinde yaşayan ailelerin cevaplanmayan soruları altında ezilir mi?
Bir soru da benden: ”Artık tamam, her şey bitti. Her şeyin sonu geldi” diye düşünürken, bir an pencereden süzülen yağmur damlalarının sesine odaklanıp, yağmurun söylediği şarkıya eşlik etmeye başlarsanız, yüreğiniz ve zihniniz buna nasıl tepki verir? Yaşadığınız ya da yaşamak zorunda kaldığınız hikayeyi değiştirmeye ve güzelleştirmeye karar verir misiniz?
Ya da hikayedeki karakter gibi, ”Hayat siyah ve beyaz değil, ama ben grileri de istemiyorum artık” diye bağırarak, kendinizi silkelemez misiniz? ”O kadar kötü olamaz. Sabret! Senden daha kötü durumda olanlar var” cümleleri kurmayı kendinize yasaklamaz mısınız?
En önemlisi de, ”Bir kalp kırılırsa yeniden birleştirilebilir mi?” diye düşünmeden ve arkanıza bakmadan yeni bir yol çizip, yeniden başlamaz mısınız?
Sorular sorular…
Janice’nin son bir sorusuyla sizi baş başa bırakıp, yazımı tamamlayacağım: ”Biriktirdiğin konuşmaları artık anlatmak ister misin?”
Bence anlatın. Sizi dinleyecek kimse yoksa, kendinize anlatın. İlaç gibi gelir. Kendinize soru sorun. Çünkü soru sormak, fark etmek, değişmek, bir şeyleri bitirmektir. Bir şeyleri bitirmek ise iyileşmenin de anahtarıdır.

0 Comments