Düşme Korkusu


2

” Düşmek sadece düşmekten ibaret değil. Bir de manevi yanı var”

Adalet Ağaoğlu’nun bu kitabını 2019 yılında okumuştum. Yazdığı son kitap olduğunu düşünerek hüzünlenmiştim. Şimdi tekrar okumaya karar vermemin sebebine gelince…

On gün önce çok kötü bir şekilde düştüm. Hafif bir kafa travması ve ufak tefek sıyrıklarla kurtuldum diyelim, ama içime inanılmaz bir düşme korkusu yerleşti (:

O yüzden bugün bu kitabı tekrar okurken, satırların arasındaki tedirginliği, korkuyu, yer yer çaresizliği ve kelimelerin arasından sızan, yüksek sesle dile getirilmek istenmeyen yalnızlığı iliklerime kadar hissettim (:

Okuduğum satırlarda kendi korkumu, ya da korkularımı görmek, yalnızlığıma da iyi geldi galiba.

Kitabın arka kapağındaki, Adalet Ağaoğlu’nun şu satırları bana ilaç gibi geldi, ”Üç kere düştüm. Evden dışarı çıkamıyor ve yatakta vakit geçirmek zorunda kaldım. O dönem içimde büyük bir düşme korkusu vardı. Bu korkuyu yenemedim, ama bir biçimde bu korkuyu aktarmak istedim”…

Ben de kendime, ”Senin de ilacın bu. Otur yaz. Sadece yaz”… dedim. Acılarımı unutup yazmanın, bazen sadece kendim için yazmanın bile, beni okumaktan daha çabuk iyileştirdiğini hatırladım.

Çünkü benim için yazmak bazen yüzleşmektir. Yaşadıklarımı, duygularımı ve düşüncelerimi ameliyat edercesine ayıklamak, temizlemektir. Okurken bir süre her şeyi unuturum, okuduklarımın içine girer, yaşarım. Ama yazarken içimde birikenleri dışarı akıtırım- acılarımı, kırgınlıklarımı. Zihnimde ve yüreğimde biriken çöplerden ve zehirlerden kurtulup, arınırım.

Adalet Ağaoğlu’nun da kitapta altını çizdiği gibi, ”Düşmenin çeşitli anlamları var”. Düşüp, fiziksel olarak yaralanmak, Gözden düşmek, Çaresizliğe düşmek, Saygınlığını kaybetmek, Değerini kaybetmek, Sevdiklerini kaybetmek, Kendini kaybetmek…v.s

Ama düşme her zaman bir değişimi de beraberinde getirir. Getirmesi de gerekiyor. Ama bazı radikal ve kökten değişimler çok sancılı olabiliyor.

İnsan gençken düşmeyi, daha çok kolay kalkılacak bir şey gibi düşünüyor. Üstünü silkeleyip, hiçbir şey olmamış gibi daha kolay devam edebiliyor hayatına. Daha çabuk unutuyor. Bazen ders çıkarmayı bile unutabiliyor.

Ama belli bir yaştan sonra bedenin hafızası devreye giriyor. Etkilenme biçimi de, yüreğinden dökülen kelimeler de farklı bir ağırlık taşıyor ve kalıcı izler bırakabiliyor. Birikmiş acılar ve kırgınlıklar daha yüksek sesle konuşmaya başlıyor. Yalnızlık, tercih edilen bir şey olmasına rağmen acıtmaya başlıyor.

Bu kez en çok ”Erkek Terzisi” öyküsünden etkilendim. Kumaşların sesini duyan, kokularından tanıyan; marka olmuş, bütün dünyada nam salmış Terzi Kemal bir gün raftaki kumaş topuna uzanırken, ayağının altındaki tabure devrilir ve yüzükoyun yere düşer. Ucuz atlatır ama o günden sonra mesleğindeki düşüş durdurulamaz bir şekilde başlar (:

”Tabureden düşmek hiçbir şeymiş, asıl elinden gelen işe ihtiyaç görülmemesiymiş düşmek”. Bu cümle onun hissettiklerini çok güzel özetliyor.

Adalet Ağaoğlu kitaptaki altı öyküde düşmenin farklı farklı çeşitlerini çok güzel anlatmış. Düşmenin bazen trajikomik, bazen de trajik sonuçlar doğurabileceğini dile getirirken sanki şu soruyu da kendimize sormamızı istemiş… ”Bazen yüksek sesle konuşan gerçekleri görmek, duymak ve onlarla yüzleşip, kendimize çekidüzen vermek için düşmeye mi ihtiyacımız var?


Like it? Share with your friends!

2
Meliha Doğu

0 Comments

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir