Son zamanlarda bunaldığımda ya da kendimi kaybolmuş gibi hissettiğimde, Mehmet Bayrakdar tarafından yazılan, ”Yunus Emre ve Aşk Felsefesi” kitabından birkaç sayfa okuyorum…
Bir şeyler öğrenmenin ötesinde arınıyorum, şifalanıyorum ve sıfırlanmış bir şekilde yeniden başlama moduna geçiyorum 🙂
Zaten bu kitabın bende çok özel bir yeri ve değeri var. Otuz dört yıl önce, Türkiye’ye ilk geldiğim yıllarda bana hediye edilmişti. Ama onun hikayesini başka bir yazıda paylaşacağım…
Bugün, kitaptaki ”Aşk ve İlim” bölümünden bolca alıntılar yaparak, sizinle paylaşmak istiyorum.
Hepimizin bildiği gibi Yunus Emre’nin felsefesinin ve eserlerinin merkezindeki anahtar sözcük- Aşk‘tır. Ona göre her şey aşktır. Her şeyin özü aşktır ve her şey aşkın eseridir.
O ”Işk” kelimesini kullanmayı tercih etmiştir. Duygusal, bireysel sevginin ötesindeki; daha büyük, Varoluşsal ve İlahi aşkı anlatmak ve altını çizmek için. Gelelim Aşk Ve İlim konusuna…
Nedir Yunuz Emre için İlim ve Bilgi- her şeyden önce okumak. ”Ona göre okuma iki çeşittir. Ya mektep ve medresede hocadan, kağıt ve mürekkepten oluşan kitaptan. Ya da gönül mektebinde, aşk kitabından okumak”.
”Yunus Emre ilmi, öğrenme şekline göre ikiye ayırmıştır- İlim ve Ma’rifet”, diyor yazar. Yani mektep ve hocadan okumakla elde edilen ilme- İlim demiş, aşk kitabından okumakla elde edilen ilme- Hikmet veya Ma’rifet demiş”.
Yunus Emre’ye göre İlim, insanın duyu organları ve aklıyla elde ettiği bilgidir. Ama sadece bilgi sahibi olmak insanı hakikate ulaştıramayabileceğini de eklemiştir.
”Benüm gibi mücrim kul bir dahı isteye bul
Dilümde ilm ü usul dileğim dünya sever.
İlim hod göz hicabıdır dünye ahret hisabıdur
Kitab hod ışk kitabıdur bu okunan varak nedür…”
Günümüz Türkçesiye şu anlama geliyor:
”Benim gibi suçlu, günahkar bir kul daha bulunabilir mi
Dilimde ilim ve usul var ama gönlüm dünya sevgisiyle dolu
İlim aslında göze perde olur, dünya ve ahiret de bir hesap işidir
Kitap dediğin, zaten ilk kitaptır, peki bu okunan sayfalar nedir?”
Burada Yunus Emre insanın dilinde bilgi olsa bile, gönlü hala dünyaya bağlıysa, o ilim insanın önünde bir perdeye dönüşebilir ; kitabı okumak değil, hakikati yaşamanın daha önemli olduğunu vurgulamış.
Yazarın da dediği gibi, ”Yunus Emre’ye göre ilim, insanı eşyanın içerisine, yani onun görünmeyen hakikatine götürmez.”
Yunus’un Ma’rifet tanımına gelince…
”Hakikatün ma’nısin şerhile bilmediler
Erenler bu dirliği riya dirilmediler
Hakikat bir denizdür şeriat anun gemisi
Çoklar gemiden çıkıp denize talmadılar
Bunlar geldi kapuya şeriat tutdı turur
İçeri girükeni ne varın bilmediler.
Dört kitabı şerhiden asıdur hakikatde
Zire tefsir okuyup ma’nasını bilmediler…”
Günümüz Türkçesiye ne anlama geliyor…
”Hakikatin anlamını açıklayamadılar
Erenler bu dirliği gösteriş için yapmadılar
Hakikat bir denizdir, şeriat onun gemisi
Nice insanlar gemiden çıkıp denize dalmadılar.
Bunlar kapıya geldiler, şeriata tutunup kaldılar
İçeri girince ne olduğunu bilmediler
Gerçekte dört kitabı açıklayan odur
Çünkü tefsir okuyup da anlamını kavrayamadılar…”
Yunus Emre burada sadece okumayı, ezberi ve şekli bilgiyi yeterli görmediğini ve manayı, özün de yaşanması gerektiğini vurguluyor. Yani, ”İlim bir gemi ise, hakikat bir deniz gibidir. Hakikati görmek için gemiden çıkmak gerekiyor. Meselelere daha geniş görüş açısından bakmak gerekiyor”.
Yunus Emre’ye göre, insanın gözünü perdeleyen engel ancak Aşk kitabını okumakla aşılabilir. Çünkü Aşk kitabın öğrettiği İlim, gerçek ilimdir- Ma’rifet’tir. ”Ma’rifet iç gözümüzü açarak bize eşyanın gerçek yüzünü doğrudan gösterir.
” İyi çok kitaplar okuyan sen mi dutarsın bana dak
Ta bilesin sırrı ayan gel aşkdan okı bir sebak…”
Yani, Ne kadar çok kitap okursan oku hakikatin açık sırrını anlamak istiyorsan Aşk kitabından, yani gönülle okunacak ilahi bilgiden bir ders al diyor bu satırlarla.
Yunus Emre’ye göre ”insanın Tanrı ve eşyanın hakikatini bilmesi için her şeyden önce kendini bilmesi gerekiyor. İnsan kendi hakikatini bilmiyorsa, hiçbir şey hakkıyla bilemez. İnsan ancak kendini bildiği zaman da Tanrıyı bilebilir.”
Yazarın şu cümlesi çok hoşuma gitti, ”Ma’rifet, kendi denizine düşenin aklının başından alarak, sarhoş eden şeydir”.
Yunus Emre daha da güzel tarif etmiş…
”Didüm Yunus delü olmuş ma’rifet bahrine talmış
Ol denizde gevher bulmuş alsam gerek şimden giru…”
Ne anlama geliyor: ”Dediler ki Yunus deli olmuş, Marifet(İlahi bilgi) denizine dalmış. O denizde inciler bulmuş, artık onları geri getirmem gerekiyor”-( o içsel deneyimi dış dünyaya aktarmak istiyor).
Marifet bahri -Tanrı’yı bilme, ilahi hakikatin sonsuz denizi. Cevher(inciler)- bu derinlikte bulunan manevi hakikatler. Deli olmuş- sıradan akla göre anlaşılmayan bir aşk ve bilinç hali.
Bu son satırlar bana çok sevdiğim, rahmetli dedemi hatırlattı. Ama o da başka bir yazı konusu.

Yazımın başında belirttiğim gibi hem yazardan, hem de Yunuz Emre’den bolca alıntılarla dolu bir yazı olmasını tercih etim. Fazla yorum yapmak veya ahkam kesmek haddime olmadığını düşündüm.
Beni düşündüren, bana iyi gelen, kendi hakikatimdeki lüzumsuz şeylerle yüzleştiren; içsel temizlik noktalarımı gösteren ve yolumu yeniden şekillendirmeme sebep olan satırları paylaşmak istedim sadece.
Bana iyi geldi. Belki size de iyi gelir.

0 Comments