Rivayete göre Osmanlı’nın sınır bölgesindeki bir kalede, düşmanla gizlice işbirliği yapan hain bir vezir varmış…
”Şu gece kale kapılarını açtıracağım. O gece hücum edip bu kaleyi alabilirsin…” diye bir mesaj göndermeye düşünmüş. Ama bu mesajı mektuba yazarsa, ya da birine söylerse ele geçirildiğinde kellesi gider diye korkmuş.
Düşünüp, taşınmış ve çok kurnazca bir yol bulmuş…
Bir ulağın saçını kazıttırmış ve mesajı görülmeyen bir mürekkeple başının derisine satır satır işlemiş. Saçları uzayana kadar da ulağı hapiste tutmuş. Saçları uzayıp, yazılar örtüldüğünde de ulak yola çıkmış.
Yol boyunca muhafızlar onu defalarca aramış. Heybelerini boşaltmışlar, elbiselerini didik didik etmişler ama bir şey bulamamışlar.
Ulak, karşı kaleye ulaşınca paşanın huzuruna çıkmış. ”Beni traş etmeniz gerekir. Getirdiğim haber saçlarımın altındadır”, demiş.
Mesajı okuyan paşa hem habere sevinmiş, hem de bu yöntemin zekasına hayran kalmış. Ama sonra adamalarını çağırıp, ulağın idam edilmesini emretmiş.
Çünkü mesajın sonunda bir satır daha varmış, ”Bu satırları okuduktan sonra mektubu yok ediniz”.
Bildiğimiz gibi Osmanlı o dönem haberleşmelerini güvercinlerle, Ulakların hafızasına emanet edilen sözlü mesajlarla, şifreli mektuplarla, limon suyuna yazılan görünmez yazılarla, tuğralı mühürlerle yaparmış. Ama bu hain vezir hem çok güvenli, hem de çok acımasız bir haberleşme yolu bulmuş. İnsanı mektup yapmış.

0 Comments